Yüz yüze eğitim neden olma(ma)lı ?

Bu konu hakkında konuşulması ve yazılması gereken şeyleri dile getirmekte geç kaldığımı düşünüyorum. Bu sebepten ötürü vicdanım rahat değil. Aslında ilk başta herkesin tüm verilere dayanarak zaten mantıklı olanı ve sebeplerini idrak edeceğine inandığım için, herkesin anladığı bir durumu anlatmanın gerek olmadığını düşünürken de yanıldım sanırım.

Nasıl Başladı ?

Covid-19 ilk başladığı dönemde herkes çok stresliydi ve ülkemize girdiği andan itibaren çok geçmeden 3 hafta eğitime ara verildi. Ve herkesin bildiği gibi bu süre aylarca sürdü. Bir eğitim yılı bitti ve yenisine başlanıldı. Şimdi konuyu çok basit bir şekilde ele alalım. Virüs bitti mi ? Elbette hayır. Hatta size aşağıda bugünkü Covid-19 tablosunu bırakacağım.

Okullar tam 16 Mart tarihinden itibaren 3 haftalık tatil sürecine girdi. 16 Mart tarihine Türkiye’deki toplam hasta sayısı “resmi verilere göre” 47 ve henüz kimseyi virüs sebebiyle kaybetmemiştik. Ancak 17 Mart tarihinde Covid-19 nedeniyle ilk kaybımızı verdik. Tatil edilmesi üzerinden henüz 2 hafta geçti ki 47 olan vaka sayısı tam 10 bin kişiden fazla kişiye bulaştı. İlk tatil edildiği zaman da alınan kararlar tepki çekmişti hatırlar mısınız bilmem. Çünkü kitlesel hareketler pandemi sürecinde yapılmaması gerekenler listesinin en üst sıralarındadır. Ancak biz “ileriye” dönük düşünerek milyonlarca kişiye memlekete gitmesini söyledik.

Şunu da hatırlatmak istiyorum ki eğer size bugün virüs bulaşırsa etkisini 3-14 gün arasında gösterecektir. Evine dönen gençlerin “biz gelmeden önce hasta değildik” diyor olmaları, virüsü kesinlikle taşımıyor olmadıkları anlamına gelmez.

Sonuç olarak herkes evine döndü ve parçalı olarak sokağa çıkma yasağı ilan edilmeye başlandı. Şehirler kendi pandemi süreçlerine göre politikalar belirledi. Sonra insanlarda ki korku ve endişe ilk baştaki etkisini kaybetti. Neden bu kadar hızlı konudan dikkatimiz dağıldı ? Belki de bunun üzerine de ayrıca konuşmak gerekebilir.

İnsanların dikkati dağıldı ve ne oldu ? Ayasofya açılışı oldu, konserler düzenlendi, gece kulüplerinde partiler yapıldı, yatlarda eğlenceler düzenlendi, insanlar deniz kenarlarına akın etti. Hepsinde de harekete geçen kitle “yasak olmadığı” için “yanlış” olmadığını düşündü. Ve bu yaşananlardan ötürü gençler de (haklı olarak) eğitim de yüz yüze olmalı, uzaktan eğitim hem verimsiz hem de herkesin şartları aynı değil gibi sebeplere dayanarak isteklerini dile getirdiler. Özellikle pratik ağırlıklı mesleki bölümler uzaktan eğitim sürecinde verimsiz geçirmesi zaten kaçınılmaz bir durumdu.

Ama burada atlanan nokta, en başından beri “kritik kitle” olarak hepimizin bildiği 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlık sahipleri covid-19 karşısında en savunmasız olanlardı. Eğer eğitim tek seçenek olarak “yüz yüze” yapılmaya çalışılırsa, kronik rahatsızlığı olup aynı zamanda okuyan nüfus düşünülmeden hareket edilmiş olunacak.

Nasıl gitmeli ?

Hepimizin yakından ya da uzaktan bir şekilde diyabet hastası, astım hastası gibi Covid-19 karşısında diğer herkesten daha savunmasız olan tanıdığı vardır. Kendi rahatsızlığından haberdar olan kişiler öncelikle kendi can korkusundan ötürü tedbirleri aylardır mecburi şartlar dışında elden bırakmadılar. İşte bu sebeplerden ötürü kendimiz için değil, kritik kitle kapsamındaki kişilere karşı duyarlı olunması gerekiyor. Eğitim ne tam anlamıyla “yüz yüze” ne de “uzaktan” devam etmeli. Bazı üniversite dekanlıklarının da yürütmekte olduğu “hibrit” sisteme geçilmesi, derslerin hem yüz yüze hem de asenkron ya da senkronik olarak uzaktan devam edilme seçeneği sunulması gerekmektedir. Böylesi her kesimden insan için en hayırlısı olacaktır.

Yazıya nokta koymadan önce de belirtmek isterim ki, farklı politik sebeplerden ötürü yaşadığımız ülkede bütün işler siyasetle alakalıdır. Bazı şeylerin cezası olmaması bu davranışların doğru olduğu anlamına gelmez. Eğer tüm vatandaşlar bilinçli olsaydı bir şekilde küçük ya da büyük kitlelere yön veren kişiler konser verecek, miting yapacak kısacası insanları tek noktada toplayacak herhangi bir faaliyet için gerekli desteği zaten bulamazdı. Eğer biz bilinçsiz ve kendi sağlığını düşünen bir toplum olmazsak, ekonomisi topluma bağlı kesimler bizim sağlığımızı bizden çok düşünmeyeceklerdir.

Sevgilerimle…

kaynak: sağlık bakanlığı resmi sitesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir